Ustalar
Nietzsche
Dante Alighieri
Montaigne
Franz Kafka
Albert Camus
Charles Bukowski


Bölümler
Yunan Mitolojisi
Felsefe
Edebiyat
Arkeoloji
Yedi Harika
Felsefe Sözlüğü

[ Popüler Yazılar ]





[ Bi saniye ya !!? ]

Bosna Hersek

Yazan: admin Gün: Perşembe Tarih: 16 - Ağustos , 2007 Saat: 12:28

Bosna Hersek
Akdeniz kıyısındaki diğer şehirler gibi Bosna’da tarih sahnesindeki yerini Roma İmparatorluğu içerisinde almıştır. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Bosna’nın yönetimi 1200′lü yıllarda bağımsızlığını elde edene kadar çeşitli kereler el değiştirmiştir. Bağımsızlığını 260 yılı aşkın bir süre koruyan Bosna Krallığı bu süre boyunca Macarlar ve Sırplar’a karşı topraklarını savunmak zorunda kalmıştır.

1463 yılında Osmanlı idaresi altına geçen Boşnaklar aynı zamanda Müslümanlığı da benimsemiştir. Müslümanlığı benimsemeyen Boşnakların dini vecibelerini yerine getirmesine izin veren Osmanlı idaresi Bosna topraklarında inşa ettiği yapılar ve camilerle aynı zamanda Boşnakların gelenekleri ile kültürüne de etki etmiştir. 1878 yılına kadar devam edecek olan Osmanlı idaresi altındaki dönemde pek çok Boşnak Osmanlı idaresinde, devlet yönetiminde önemli görevlere getirilmiştir. Zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaya karar veren müttefiklerin finansal sıkıntılar içerisindeki İstanbul’a baskısı sonucu Bosna’daki Osmanlı idaresi savaşılmadan, masa başında son bularak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun kontrolüne geçmiştir.

1918 yılına kadar sürecek olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu idaresi altındaki dönemde ülke yeniden yapılandırılarak çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu idaresi altındaki dönemin sonlarında yaşadığı sıkıntılardan uzaklaşarak refaha kavuşacaktır. Bu gelişmelerin büyük Sırbistan kurulmasını amaçlayan Rusya’nın finansal desteği ile gerçekleştiği kuşkusuzdur. Bosna’daki Müslüman nufüsun Osmanlı idaresi altındaki diğer topraklara göçü ve onların terk ettiği yerlere Sırpların yerleşmesiyle Bosna’daki etnik yapının değişmesi bu dönemde yaşanmıştır.

1918 - 1941 yılları arasındaki dönem Yugoslavya’nın iç karışıklıkları ve savaşla geçmiştir. 1941 - 1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler Yugoslavya’yı işgal ederek Slovenya’yı Almanya’ya, Hırvatistan’ı İtalya’ya ve Makedonya’yı Bulgaristan’a bağlayarak özellikle Yahudi ve çingenelere karşı bir etnik temizlik hareketine girişerek toplama kamplarında binlerce insanı öldürdüler.

1945 - 1990 yılları arasındaki soğuk savaş döneminin 35 yıllı Tito’nın liderligi altında geçti. Bu dönemde Bosna - Hersek’in sınırları 1918 öncesi döndü ve Boşnak’lar kültürel kimliklerine yeniden kavuştular. Batı’nın desteği ile Yugoslavya’da savaşın izleri çabuk silindi. Batılı ülkeler Yugoslavya’yı sadece ekonomik değil aynı zamanda askeri ve siyasi alanda da destekledi. 1970′li yıllarda Sovyet müdahelesi riski ile karşılaşıldığında Amerika Birleşik Devletleri Yugoslavya’yı savunmak için nükleer güce başvurabileceğini açıkladı. Soğuk savaşın son bulması ve sona eren komünist rejimle birlikte parçalanan Sovyetler Birliği’nden Yugoslavya’da etkilendi.

1986 - 1992 yılları arasında yaşanan kanlı iç savaşların sonrasında Yugoslavya parçalandı. Aşırı milliyetçi Slobodan Miloshevich ve onun desteklediği militanlarca büyük Sırbistan’ı kurma hayalleri ile sistematik bir soykırım gerçekleştirildi. Bu dönemde 10.000′nin üzerinde Boşnak yaşamını kaybetti. Sırpların başta Saraybosna olmak üzere kuşatma altında tuttuğu şehirleri bombalamasına, sniper ateşi ile masum sivilleri öldürmesine, başta aydınlar olmak üzere seçilmiş kişilerin toplama kamplarında öldürülmesi ile gerçekleştirilen etnik temizlik hareketine batılı ülkeler uzun süre gereken tepkiyi göstermeyerek soykırıma seyirci kaldı.

Şubat 1992′de bağımsızlığını ilan eden Bosna - Hersek 7 Nisan 1992′de ABD ve diğer batılı ülkelerce tanındı ve 22 Mayıs 1992′de Birleşmiş Milletler’e yaptığı üyelik başvurusu kabul edildi.

Bosna’daki savaş 1992 yılının ilkbaharında başladı. Bosna’nın kuzeyini hedef alan saldırıların amacı bu bölgelerden Boşnak ve Hırvatları uzatlaştırarak Sırp devletini kurmaktı. Sırpların bu saldırıları bölgedeki diğer etnik gruplar için tam bir felakete dönüştü. Kuşatma altındaki şehirler ve mülteci kamplarında pek çoğu öldürüldü ve işkenceye uğradı.

Savaşın ilk aylarında doğudaki pek çok Boşnak şehri sırpların saldırıları sonucu kolayca düştü. Ancak şehri çeviren tepelerinde yardımıyla Srebrenizka saldırılara karşı kendisini başarıyla savundu.

1993′te Birleşmiş Milletler 6 yerleşim birimini “güvenli bölge” ilan etti, Srebrenizka’da bunlardan birisiydi. Amaç sınırları korunabilir hale getirerek barış için görüşülebilir bir zemin yaratmaktı. Yardımların güvenli bölgelere ulaştırılması gündeme gelince bu uygulama işgalci-saldırgan güçlerle Birleşmiş Milletler askerlerinin işbirliği yapmasını gerektirerek amacı ile tam bir tezat oluşturur hale geldi.

Mayıs 1995′te Sırplar Saraybosna’daki kuşatmayı şiddetlendirdi ve Nato Sırplara karşı hava saldırısı düzenlendi. Buna missilleme olarak Sırplar 6 güvenli bölgeyi bombalayarak 300 Birleşmiş Milletler askerini rehin aldı. Temmuz 1995′te general Mladic komutasındaki Sırp güçleri Srebrenizka’daki Hollandalı Birleşmiş Milletler güçlerini etkisiz hale getirerek şehri hedef aldı. Yaklaşık 25,000 Boşnak Sırp tehdidi üzerine şehri terk ederek bir başka güvenli bölge olan Potocari’ye ulaştı. 5000 mültecinin kampa girmesinin ardından Hollandalı barış gücü askerleri kampın dolduğunu bildirerek kampın girişini kapattı. Bu olay, kampın yakınlarındaki yaklaşık 20,000 Boşnağın Sırpların ölüm tehdidine karşı savunmasız kalmasına yolaçtı. Sırplar bölgedeki Boşnakları tahliye etmeye başladığında Hollandalı birlikler müdahale bulunmadı, hatta işlemlerin düzgün bir şekilde gerçekleştirilmesi için organizasyonda yardımcı bile oldu. Kadın ve çocuklar ayrıldıktan sonra askerlik çağına gelmiş olan erkekler otobüslere bindirildikten sonra kampın yakınında kurşuna dizilerek öldürüldü. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki bu en büyük soykırımda 10 - 15 bin Boşnak’ın katledildiği iddia edilmektedir. Kızılhaç yetkilileri bu olaylar sırasında 7.500 kişinin kaybolduğunu bildirmiştir.

Srebrenizka Katliamı’nın ardından o güne kata olaylara kayıtsız kalan batı kamuoyunda Sırplara karşı baskılar arttı ve 1995 yılı sonlarında savaş son buldu.

Yorumdan çık

Kategori: Cografya

sittin sene

Yazan: admin Gün: Salı Tarih: 14 - Ağustos , 2007 Saat: 11:41

sittin sene [ 1 [ ستتين سنه .altmış sene. 2.belirlenemeyecek kadar uzun bir zaman.

Yorumdan çık

Kategori: Terim ve Deyimler

Salvador Dali ve Gala

Yazan: admin Gün: Salı Tarih: 14 - Ağustos , 2007 Saat: 10:05

Salvador Dali ve Gala

Salvador Dali, 1904´de Fiqueras´ta doğdu. Sürrealizmin en büyük ressamlarındandır. Ve dahi olarak tanınmıştır. Yaşamı da çılgınca geçmiştir. Dali´nin yaşamında dönüm noktası olan asıl olay, hayatına Gala´nın girmesidir. çocukluk düşlerinde canlandırıp adını gizemli önseziyle “Galuchka” koyduğu, Ampurdanlı Kız resmi gibi resimlerine konu yaptığı genç kadınların ete kemiğe bürünmesiydi Gala. Salvador Dali ile tanışıp sınırsız bir aşka sürüklenen Rus ressam Gala, severek evlendiği eşi ve çocuğunu bırakarakçılgın ressama koştu. Özgüvenli, becerikli, girişken, ne istediğini bilen kişiliği ile, cazibesiyle ve fettanlıkla “çocuk-kadınlık” arasında salınan imgesiyle Gala Diakonova,Dali ile İspanya´da dini seromoni ile evlendi ve çılgınlıklarla dolu 50 yıl geçirdi. Bu aşktan da hiçbir zaman pişmanlık duymadı.

İki çılgın aşık, sanatlarıyla dünyaya kendilerini ve aşklarını kabul ettirmişlerdi. 1940´larda Gala ile birlikte Paris´e yerleştiler. 1948´e kadar orada kaldılar. 1982´de Gala öldü. İlham perisi ölmüştü Dali´nin ve bunu kabul edemiyordu. Dali, bundan sonraki yaşamına Gala´ya armağan ettiği şatoda devam etti. Orada çalışıyor ve yaptığı her resmi ölmüş sevgilisine ithaf ediyordu. Şatodan hiç ayrılmadı.Dali, 1984´te odasında çıkan bir yangın ile ağır yaralandı. Daha sonra Torre Galatea´ya, Gala ile yaptırdığı yazlık evine yerleşti ve yemek yemeği reddederek 23 Ocak´ta orada öldü. Sevgili eşi Gala´ya kavuşmayı bekliyordu ve kendi isteğiyle onun yanına göçtü.

Yorumdan çık

Kategori: Kişi

Kral Edward ile Wallis Simpson

Yazan: admin Gün: Salı Tarih: 14 - Ağustos , 2007 Saat: 10:05

Kral Edward ile Wallis Simpson

Onların aşkı dünyanın en büyük aşklarından birisidir. ABD´nin Baltimore şehrinde doğan Wallis Simpson, oldukça zengin bir aileden gelmesine rağmen, babasının ölmesiyle sıkıntılı bir genç kızlık dönemi geçirmişti. 19 yaşında iken bir deniz subayı ile yaptığı ilk evliliği, eşinin çok içmesi sonucunda çabucak sona ermişti. ikinci evliliği sırasında, İngiltere´de veliaht Prens Edwart ile tanıştı. Windsor Dükü Edwart çok zeki ve kültürlü üstelik bütün kadınların aşık olduğu yakışıklı bir adamdı. Ana dili gibi Almanca, iyi derecede Fransızca ve İspanyolca konuşuyordu. Fakat Prens Edwart, Wallis Simpson´ı tanır tanımaz onun büyüsüne kapılmıştı. Oysa güzel bir kadın sayılmazdı, ama, Wallis çok zevkli, neşeli ve kültürlü bir kadındı. Bir yere gittiğinde o mekan parıldardı. Tanıştıktan kısa bir süre sonra birbirlerine aşık oldukalrını anladılar.

1936´da İngiltere´de Kralş 5. Geoerge öldü.42 yaşındaki varisi 8. Edward adıyla tahta çıktı. Wallis ise, sevdiği adamla evlenebilmek için Haziran 1936´da boşanma davası açtı. Ancak 2 kere boşanmış bir Amerikalı kadınla, bir yabancıyla, bir kralın evlenmesine İngiliz yasaları, kiliseleri ve gelenekleri izin vermezdi. Evlenmenin mümkün olmadığını bilen 8. Edward, aynı yılın 10.Aralık günü, sevgilisi dul Amerikalı Wallis Simpson ile evlenebilmek için, tacından ve tahtından vazgeçmeye karar verdi.

Kral Edward, deli gibi aşık olduğu Amerikalı wallis Simpson ile evlenmek için tahttan indiğini heyecanlı ama kararlı bir ifade ile1936 yılının aralık ayında radyodan duyurduğu zaman herkes şok olmuştu. Kral Edward aşkı uğruna tahtını kardeşine bırakıyordu. Ve yalnızca 325 gün krallık yapmıştı.

6 ay sonra, 3 Haziran 1937´de, Avrupa´nın romantik gençlerinin gözyaşları arasında, Edward ile Wallis Fransa´da Conte Şatosu´nda evlendiler. Tacını kaybettikten sonra Edward, Windsor dükü ünvanını aldı.

O günden sonra Edward ve uğruna tahtı terk ettiği Wallis halkın gözünde monarşinin kurbanı, sınır tanımayan aşkın sembolleriydiler. Bütün dünya bu zarif ve mütevazı çifti “Tahta ve ülkelerine karşı vazifesini yerine getirmeyip aşkı tercih ettiği için Kraliyet Ailesi tarafından dışlanan, Londra Hükümeti tarafından hor görülen bir mazlum” olarak sevdi ve kabul etti. Çiftin aşkı 20. yüzyılın en büyük aşklarından biri olarak çok konuşuldu. Edwart 1972´de, wallis ise 1986´da öldü.

Kral Edward, dul Amerikalı Wallis Simpson için tahtını terkedince, İngiltere tarihi mi değişti? Hayır…Ama kralların da aşık olunca, saltanatı terk edeceğini ve aşkın gücünü insanlık bir daha anladı…

Yorumdan çık

Kategori: Kişi

Dante Alighieri ile Beatrice

Yazan: admin Gün: Salı Tarih: 14 - Ağustos , 2007 Saat: 10:04

Dante Alighieri ile Beatrice

Dante denince ilk akla gelen isim belki de onun sonsuz bir aşk ile bağlandığı Beatrice´´dir. Dante´´nin çocukluğu ve gençliği hakkında çok az bilgiye sahip olunsa da, şairin dokuz yaşındayken kendisinden bir yaş küçük Beatrice´´e aşık olduğu kesin olarak bilinmektedir. Komşuları Floransa´´lı şövalyelerden olan Folco di Ricovero de´´ Portinari´´nin kızı Beatrice ile komşularının evindeki bir eğlence sırasında tanışmıştı. Tanıştığı ilk andan beri Dante Beatrice´´e büyük bir tutkuyla bağlandı. Beatrice ile ikinci kez karşılaştığında on sekiz yaşındaydı, bu ikinci karşılaşmadan sonra Beatrice´´e olan sevgisi daha da derinleşti. Beatrice´´e olan aşkı yazımını ve şiire olan bakış açısını büyük oranda etkileyecekti; İlahi Komedya´´nın tohumlarını atan belki de Beatrice´´e olan aşkıydı. Dante aşkından sevgilisine hiçbir zaman söz etmemiştir, nitekim 1288 yılında Beatrice Floransa´´lı şövalyelerden Simone dei Burdi ile evlendi. Fakat Beatrice evliliğinden sadece iki sene sonra, 1290´´da, yirmi dört yaşında öldü. Beatrice´´in ölümünden sonra Dante çalışmalarına daha sıkı sarılmış, Latin edebiyatı ve felsefeye kendisini adamıştır. Kuşkusuz Beatrice´´in ölümü Dante için büyük bir şoktu ve yazarın yazım hayatını da fazlasıyla etkiledi. Beatrice´´in çok genç bir yaşta ölmesi, Dante´´nin onu ölümsüzleştirmesine yol açmış, fikriyatında Beatrice´´e maddi, ölümlü ve insani bir görünümden ziyade manevi, ölümsüz ve ilahi bir görünüm vermesine neden olmuştur.

Yorumdan çık

Kategori: Kişi

2007 Ağustos 14.08.07 nedir ? - 2007 Ağustos 14.08.07 ne demek ? - 2007 Ağustos 14.08.07 anlamı nedir ? - 2007 Ağustos 14.08.07 ne zaman ? - 2007 Ağustos 14.08.07 nasıl ? - 2007 Ağustos 14.08.07 niçin ? - 2007 Ağustos 14.08.07 nerde ? - 2007 Ağustos 14.08.07 ne demektir ? - 2007 Ağustos 14.08.07 neden ? - 2007 Ağustos 14.08.07 ne denir ? - 2007 Ağustos 14.08.07 kim ? - 2007 Ağustos 14.08.07 tanımı ? 2007 Ağustos 14.08.07 tarihi ? - Sözlük