dilara
Yazan: admin Gün: Cumartesi Tarih: 8 - Eylül , 2007 Saat: 17:16
dilara: gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren.
Yorumdan çık
Kategori: İsim
- Yazıyı ekle
- Del.icio.us -
- Meneame -
- Digg
| Ustalar Nietzsche Dante Alighieri Montaigne Franz Kafka Albert Camus Charles Bukowski Bölümler Yunan Mitolojisi Felsefe Edebiyat Arkeoloji Yedi Harika Felsefe Sözlüğü [ Popüler Yazılar ] |
[ Bi saniye ya !!? ] |
dilara: gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren.
Yorumdan çık
Kategori: İsim
demet
bir araya getirilmiş hatta birbirlerinden ayrılmasınlar diye ip yada benzeri bir sicimle bağlanmış deste, buket…
Yorumdan çık
Kategori: İsim
Kamu İktisadî Teşebbüsleri: Sermayenin tümü halk adına devlete ait olan, özel hukuksal düzenlemelere tabi ve toplumsal kalkınmada öncü rolü oynamaları veya mal ve hizmetlerin toplumun bütün fertlerine ulaştırılabilmesi amacıyla kurulmuş olan tüzel kişilikler ile bunlara bağlı olarak kurulan sınırlı-sorumlu kuruluşların genel adı.
Yorumdan çık
Kategori: İsim
farsça: zinet, süs.
hatice zekiye pirayende:
23 aralık 1906′da doğdu. tam adı hatice zekiye pirayende idi.
16 yaşında, istanbul işgal altındayken, bursa’ya halasının evine konuk gittiğinde karşılaştığı vedat örfi ile hızla gelişen bir aşk sonunda evlendi. vedat örfi gazetecilik yapan, roman yazan, tiyartolarda jön rollerine çıkan bir gençti ve henüz ciddi biçimde eli ekmek tutumuyordu.
21 aralık 1923’te ilk çocukları suzan doğdu.
piraye ikinci çocuğuna gebe kalınca, kocası vedat örfi bu kez piyanistliğe karar verip, bir kemancı, bir de kadın şarkıcı ile üçlü bir grup oluşturarak paris’e, alaturka konserler vermeye gitti. bir çırpıda çok para kazanmak, çocuklarına “iyi bir gelecek” hazırlamak amacında olduğunu söylüyordu. gözü hep yükseklerdeydi. geçimini sağlamayı değil de, bayağı varlıklı bir insan olmayı özlüyordu. gebe karısını, iki yaşını süren kızını baba evinde bırakıp paris’e doğru “sonu belirsiz” bir serüvene atılmıştı.
vedat örfi paris’te bir yandan alaturka konserlerde çalarken bir yandan da birkaç filmde oyunculuk yapmış, yönetmenlik konusunda bilgiler edinmiş, sonra da orada öğrendikleriyle, daha sinemasını yeni yeni kurmaya çalışan varlıklı bir ortadoğu ülkesinde iyi bir konuma gelebileceğini düşünerek mısır’a geçmişti. bu esnada piraye hanım ikinci çoçuğu mehmet’i doğurdu.
dört yıl kocasını sabırla bekleyen piraye, sonunda bu evlilikten umudunu keserek çocuklarını alıp annesinin kadıköy’deki evine gitmeye karar verdi.
kadıköy’de, işgal altındaki istanbul’dan kaçıp bursa’ya sığındıklarında ailece tanıştıkları dostlarını da içeren bir çevreleri vardı. piraye’nin 1930’da önce samiye’yle, sonra nazım hikmet’le tanışması o çevrede oldu.
nazım hikmet bu kırmızı saçlı, içinde yeşil, kahverengi adacıklarıyla bal rengi gözlü, pembe beyaz genç kadını hemen benimsemişti. ama piraye açısından bir yakınlaşma öylesine kolay görünmüyordu. küçük çocukları olan dul bir kadındı, üstelik daha kocasından ayrılma işlemleri bile tamamlanmamıştı…
iki yıla yakın çekiştiler, nerdeyse kovalamaca oynadılar.
nâzım’ın annesi celile hanım piraye’yi iki çocuklu dul bir kadın olduğu için oğluna uygun görmüyordu. piraye’nin ailesi ise nâzım’ı, komünist olduğu, ömrü cezaevlerinde geçeceği için kesinlikle istemiyor, kızlarına, “aklını başına topla, gençliğin sona ermeden, varlıklı bir adamla, doğru dürüst bir evlilik yap,” diyorlardı. 1931 yılı bu havada geçti. ama iki ailenin uyarıları da bir sonuç vermedi. nâzım aşk konusunda kimseyi dinlemezdi.
1931 yılı sonlarında ya da en geç 1932 yılı başlarında nâzım ile piraye artık evlenmeye karar vermiş durumdaydılar.
piraye bir türlü yurda dönmeyen vedat örfi’den ancak 13 eylül 1932’de ayrılabildi. araya nâzım’ın tutuklanıp bursa’da idam istemiyle yargılanması da girince evlenmeleri ancak 31 ocak 1935’te gerçekleşti.
orhan ezine ile vedat başar’ın tanıklığıyla kadıköy evlendirme dairesi’nde sessiz sedasız bir nikâh kıyılmıştı. yalnızca köşktekiler biliyordu durumu. bir tören yapılmadığı için evlendiklerinden kimsenin haberi olmadı. pek çok kimse nikâhlanmadan birlikte yaşadıklarını sanıyordu.
nâzım 1.5 yıl kaldığı bursa cezaevi’nden dönünce, önceden olduğu gibi, gene nişantaşı’ndaki ipek film stüdyosu’nda çalışmaya başlamıştı.
17 ocak 1938 gecesi, nâzım hikmet, konuğu olduğu halasının oğlu celâlettin ezine’nin evinden polislerce alınarak ankara’ya götürüldü. harp okulu komutanlığı askeri mahkemesi’nde hızla yargılanarak, kanıtlanmış hiçbir suçu yokken, 29 mart 1938 salı günü saat 10’da 15 yıl cezaya çarptırıldı. 28 mayıs 1938’de ise askeri yargıtay bu cezayı onayladı.
bir yıl önce, 21 haziran 1937’de aklanmayla sona eren bir gizli örgüt kurma davası ise yargıtayca bozulmuştu. istanbul ağır ceza mahkemesi’nde yeniden görülecek olan davada hazır bulunması için, ankara cezaevi’nden alınarak istanbul’da sultanahmet tutukevi’ne getirildi.
1938 haziran ayı sonuna doğru ise donanma komutanlığı’ndan gelen görevliler nâzım hikmet’i sultanahmet tutukevi’nden alıp kelepçeli olarak köprü kadıköy iskelesinden bir motorla adalar açığında bekleyen erkin gemisine götürdüler. önce bir ayakyoluna, sonra sintine ambarına kapatıldı.
donanma askeri mahkemesi’ndeki yargılama erkin gemisinde 10 ağustos 1938 günü başlayıp 29 ağustos 1938 günü son buldu. nâzım hikmet ’e “donanmanın inhilal [dağılma] ve ihtilale maruz kalmasına” yol açmak istediği için 20 yıl daha ceza verildi. iki ceza birleştirilip yasaya göre gerekli kesintiler yapılınca 35 yıldan 28 yıl 4 aya indi.
31 ağustos 1938 günü sultanahmet tutukevi’ne geri getirilen şairin bu akla durgunluk veren cezası, 29 aralık 1938’de askeri yargıtay’dan gelen onayla kesinleşti.
böylece piraye ile mehmet’in nâzım’la aynı çatı altında yaşadıkları mutlu günler de sona ermiş oluyordu. (1932 - 1938)
Yorumdan çık
Kategori: İsim
boran: rüzgâr şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çikan sagnak yagişli hava olayi.
Yorumdan çık
Kategori: İsim
İsim nedir ? - İsim ne demek ? - İsim anlamı nedir ? - İsim ne zaman ? - İsim nasıl ? - İsim niçin ? - İsim nerde ? - İsim ne demektir ? - İsim neden ? - İsim ne denir ? - İsim kim ? - İsim tanımı ? İsim tarihi ? - Sözlük